GÖNÜL SOFRASI RAHMET PINARI
17 Mart 2018 ( 518 izlenme )
Reklamlar

Çok Güzel Bir Hikaye Okumanızı Tavsiye Ederim “Padişahın İşi Ne”


Sultan Murat Han o gün bir güzeldir. Telaşlı görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister sonra bırakır. Sevinçli deseniz değil, yeisli deseniz hiç değil. Vezir-i a’zam Siyavuş paşa sorar:

– Hayrola sultanım canınızı sıkan bir şey mi var? – Akşam enteresan bir düş gördüm. – Hayırdır allahın izniyle.
– Hayır mı şer mi bileceğiz. Hazırlan dışarı çıkıyoruz.

Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki padişah hâlâ gördüğü düşün tesirindedir ve gideceği yeri iyi öğrenir. Süratli ve kararlı adımlarla Beyazıt’a çıkar, döner Vefa’ya, Zeyrekten altlara sallanır. Unkapanı etrafında soluklanır. Çevresine daha bir dikkatle bakınır. İşte bütün o sırada yerde uyuyan bir ceset gözlerine batar. Ahali ile aralarında şöyle konuşma geçer:

– Kimdir bu? – Aman öğretmenim hiç bulaşma, sarhoşun biri işte! – Nereden öğreniyorsunuz? – İzin et de öğrenelim başka bir deyişle. Kırk senelik komşumuz.

Bir başkası tafsilata girer. Hakikatinde iyi artisttir. Çileler çarşısında çalışır. Nalının hasını yapar. Ancak kazandıklarını alkole, fuhuşa tüketir. Hem şişe şişe şarap taşır evine hem de nerede ünlü, mimli bayan varsa takar peşine.

Hele yaşlının biri çok hiddetlidir; isterseniz komşulara mesele, der, mesele bakalım onu cemaatte bir gören olmuş mu?

Hasılı semtli döner arkasını gider. Bizim tebdil-i giysi mollalar kalırlar ortada. Bütün vezir de derleniyordur ki padişah sorar:
– Nereye? – Öğrenmem bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım. – Halk bu, sürükler gider. Kimseye bir şey diyemem. Ama biz gidemeyiz, şöyle veya böyle uyruğumuzdur. Defini bitirsek gerek.

– İyi ya, saraydan bir kaç öğretmen yollar kurtuluruz vebalden. – Olmaz düşteki hikmeti çözemedik daha. – Peki ne yapmamı emir emredersiniz? – Mollalığa devam. Naşı kaldırmalıyız en azından. – Yapmayın sultanım, bunun yıkanması var. Tekfini, telkini…

– Merak etme ben beceririm. Ama evvel bir gasilhane bulmalıyız. – Şurada bir mahalle mescidi var ama…
– Olmaz ölüm eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin? – Ne öğreneyim, Ayasofya‘dan Süleymaniye’den, en azından Fatih camiinden. – Ayasofya ile Süleymaniye’de devlet erkanı çoktur. Tanınmak istemem. Ama Fatih Camiini iyi dedin. Hadi yüklenelim.

Ve kazançlar camiye. Vezir sağa sola koşturur kefen tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa. Usulü erkanınca bir hoş devirirler ki naaş ayan beyan hoşlaşır sanki. Bir nurdur aydınlanır alnında. Suratı şakilere benzemez.

Bilinmeyen nalıncıyı kefenler, tabutlar musalla taşına koyarlar. Ama namaz süresine hayli vardır daha. Bir ara vezir külfetli külfetli yanaşır.
– Sultanım der, yanlış yapıyoruz sanırım! Coşkuya kapıldık sorup soruşturmadan buraya getirdik cenazeyi. Kim öğrenir belki hanımı, öksüzleri vardır.
– Doğru öyle ya, neyse, sen başını bekle, ben semti dolanıp geleyim.

Padişah enteresan serüvenin başladığı noktaya koşar. Sorar soruşturur, nalıncının evini bulur. Kapıyı yaşlı bir bayan aralar. Olayı metanetle dinler. Sanki bu ölümü bekler gibidir. Hakkını helal et evladım der. Belirli ki çok yorulmuşsun.

Sonra eşiğe çöküp ellerini şakaklarını yaslar. Öğreniyor musun oğlum diye tasalı tasalı söylenir! Bizim efendi bir evrendi vesselam. Akşamlara kadar nalın yapar. Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin, elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi ayakyoluna.

Sonra bilindiği üzere bayanların fiyatlarını öder konuta getirirdi. Ben sizin zamanınızı satın aldım mı diye sorar, onlar da aldın derlerdi. Öyleyse şimdi dinleseniz gerek dedikten sonra sürükler gider, ben menkıbeler anlatırdım onlara. Mızraklı ilmihal, Huccetül İslam okurdum ..

– Bak sen! Halk ne sanıyor oysa. – Halkın ne sandığı umurunda değildi. Güzel, o hep uzak mescitlere giderdi. Öyle bir imamın artta durmalı ki tasayı, tekbir alırken Kâbe’yi görmeli.
– Öyle imam kaç tane kaldı şimdi? – İşte bu surattan Nişancı’ya, Sofular’a uzanırdı ya. Hatta bir gün, bak efendi dedim, sen böyle böyle yapıyorsun ama komşular makûs belleyecek. İnan cenazen kalacak ortada.
– Doğru öyle ya!

– Kimseye zahmetim olmasın, diye kabrini kendi kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim iş kabirle bitiyor mu dedim. Seni kim yıkasın, kim kaldırsın? – Peki o ne dedi? – Evvel uzun uzun güldü, sonra Allah büyüktür hatun dedi. Hem padişahın işi ne?

Önerilen Videolar

Reklamlar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Her Gün Bu Çayı İçerek Ayda 15 Kilo Verebilirsiniz DÜNYANIN EN GÜNAHKAR İNSANI DİNLEYİN ÇOK SEVECEKSİNİZ Dehşet! Eşini ve kızını sokakta katletti HZ ALİ’NİN MUTEŞEM NAR HİKAYESİ